Müzik- Araba- Msn- Kilo- Burs- İş- Burç- Spor- Komedi- Mide

müzik, araba, rüya tabirleri, rüya yorumları, mavi, kırmızı, siyah, sarı, burçlar, koç, aslan, ikizler, terazi, boğa, kova, akrep, oğlak, yay, yengeç, Sağlık, mide, kalp, karaciğer, AIDS, diyet, şişmanlık, kilo, moda, fashion, erkek moda, bayan moda, car, eğitim, aşk, burs, spor, futbol, web, adsl, teknoloji, bilim,

Aman Unutmayın...

21/12/2008

Unutkanlık veya bellek zayıflaması çok yaygın konuşulan bir konu oldu. Aslında biz zaten belleği çok güçlü olmayan bir milletiz.

Yani toplumsal hafızamız yeteri kadar güçlü değil. Yaşadıklarımızı, başımızdan geçenleri, eski hata ve yanlışlarımızı çabucak unutuveririz. Bellek gücümüzde son yıllarda daha da belirginleşen bir azalma var ama bu durum daha çok dalgınlıktan, dikkatsizlik, odaklanma bozuklukları ve kayıt hatalarından kaynaklanıyor. Çoğumuz iyi ve güçlü bir belleği olduğu halde bir sorun olduğunu sanıp, boşuna üzülüyor. Özellikle aşırı iş yükü, stres, depresyon, korku ve endişe belleğe bazen ciddi şakalar (!) yapabiliyor. Gerçek bellek kayıpları ile yalancı kayıpları birbirinden ayırmak her zaman kolay olmayabiliyor.

Bellek kaybının ne zaman Alzheimer hastalığının ya da başka türden bunamanın erken belirtisi olduğunu nasıl anlarsınız? İlerleyen bellek kaybı bunamanın işaretidir, ama son araştırmalar tek başına unutkanlığın Alzheimer hastalığının tek ölçüsü olmadığını gösteriyor. Harvard Tıp Okulu araştırmacıları sekiz farklı soruya verilen cevapların, kişilerdeki bellek zayıflığının aynı mı kalacağını, düşüş mü yoksa gelişme mi göstereceğini yüksek derecede doğrulukla tahmin ettiğini belirtiyorlar. İşte o sekiz soru! (*)

İŞTE O SORULAR

1. Problemleri ele almada gitgide artan şekilde güçlük çekiyor musunuz (örneğin problem çözmek veya plan yapmak için gitgide artan şekilde başkalarından mı medet umuyorsunuz)?

2. Araba kullanmanızda görme problemlerinin sonucu olmayan bir değişiklik var mı (örneğin daha fazla uyarı cezası, karar vermede zorlanma, vb.)?

3. Yargılarınız her zamankinden daha mı az isabetli?

4. Finansal konuları yönetmede artan şekilde güçlük çekiyor musunuz (örneğin çek defteri tutma, faturaları ödeme, karmaşık finansal kararlar alma)?

5. Acil durumlara müdahale ederken eskiye göre daha çok güçlük çekiyor musunuz? Tehlikeli kararlar aldığınız oldu mu?

6. Yemek pişirmek veya yeni aletlerin kullanılmasını öğrenmek gibi ev işlerinde eskiye göre daha çok güçlük çekiyor musunuz?

7. Hobilerinizle meşgul olma yeteneğinizde bir değişiklik oldu mu? Örneğin, zor hobilere ayırdığınız zaman azaldı mı? Oyunların kurallarına uymakta zorluk çekiyor musunuz? Daha mı az okuyorsunuz ya da okuduğunuzu anlamak için çoğu kez bir kere daha okumak zorunda kalıyor musunuz?

8. Tıraş olmak ya da duş yapmak için hatırlatıcıya ihtiyaç duyuyor musunuz?

Puanlama: Bu soruların hepsine evet yanıtı veren kişilerde üç yıl içinde Alzheimer hastalığı gelişme olasılığı en yüksek bulunmuş.

Bu testin amacı, sizde daha ileri değerlendirme gerektiren bazı belirtilerin olup olmadığını belirlemeye çalışmaktır, bir bellek bozukluğu tanısı koymak değildir.

Harvardlı uzmanlar bu sorulardan dördüne veya daha çoğuna evet yanıtı verdiyseniz doktorunuzla görüşmenizin yararlı olacağını düşünüyorlar.

Belleğiniz özellikle yetmişli, seksenli yaşlardan sonra size çok ama çok lazım olacak.

Kişisel ihtiyaçlarınızı görebilmenizi, kendi kendinize yetebilmeyi, bilgi ve birikimlerinizi çocuklarınız ve torunlarınıza aktarabilmenizi, elinizdeki üç-beş kuruşu yönetebilmenizi sağlayacak. Benim önerim bellek sorunlarınızı ciddiye almanız ama endişeye, korkuya kapılmamanızdır. (*)

(*): Dr. P. Nelson- Susan Gilbert / Belleğinizi nasıl güçlendirebilirsiniz? / Optimist yayınları: Okumanızı öneriyorum! Test bu kitaptan aktarılmıştır.


Hürriyet Kelebek

Öfkeli
VKV Amerikan Hastanesi psikoloğu Aslı Akkan, öfke ve öfkeyle başa çıkma yöntemleri hakkında şu bilgileri veriyor:
Öfke farklı boyutlarda yaşanır. Kişi öfke uyandıran bir durum karşısında aşağıdaki boyutlarda değişim yaşar.
Düşünce: Öfke uyandıran durum karşısındaki kişinin inanç sistemi (Haksızlığa uğradığına inanmak, engellendiğini düşünmek gibi)
Davranış: Öfke uyandıran durum karşısında oluşan düşüncenin yorumlanması sonucunda ortaya çıkan hareketler (bağırmak, saldırganlık, ağlamak...)
Fizyolojik: Öfke uyandıran durumun yorumlanması sırasında yaşanan fizyolojik belirtiler (kalp atışlarının hızlanması, kızarma, ateş basması.)
Duygu: Öfke uyandıran durumun yol açtığı duygulanım (üzüntü, kızgınlık, isteksizlik, hayal kırıklığı vs.)
İletişim: Öfkeyi çevreyle paylaşma şekli (sözlü veya sözsüz iletişim şekilleri)

Öfke değişik sorunlara yol açabilir
Kontrol altına alınamayan veya başa çıkılmayıp bastırılan öfkenin (öfkenin bastırılması/içe atılması öfkeyle başa çıkmak değildir) yol açabileceği sorunlar şu başlıklar altında toplanabilir:

Fizyolojik Problemler: Yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, baş ağrısı, kas ağrıları, nefes darlığı, kan şekeri problemleri, gastrointestinal (mide - bağırsak) problemleri, dermatolojik (cilt hastalıkları) problemleri, duygulanım bozuklukları (depresyon gibi)
Zihinsel Problemler: Performans düşüklüğü, uyku kalitesizliği, konsantrasyon güçlüğü.
Davranışsal Problemler: Bağımlılıklar (alkol, sigara ve madde bağımlılığı), yeme alışkanlıklarıyla ilgi problemler (aşırı yeme veya iştah kesilmesi gibi.
İlişkisel Problemler: Kişinin çevresiyle yaşayacağı sorunlar (Kavga hali, küskünlükler gibi)

Öfkeyle başa çıkma yolları:
Öfkeyle baş etmenin bir tek doğru yolu yoktur. Kişinin kendi kişiliğine, hayat tarzına ve içinde bulunduğu duruma en uygun yöntemi seçmesi gerekir. Öfke kontrolü 3 ana başlık altına toplanabilir. Bunlar:

1) Öfkenin yarattığı fiziksel belirtilerin kontrolü: Öfke vücuda fiziksel gerginlik olarak yansır. Bu gerginliği azaltmak için kişi doğru nefes almalıdır. Gerginliği geçirecek nefes diyafram nefesi denilen nefes alındığında kişinin karnın şişmesine yol açan (göğsünün değil) nefestir. Üst üste alınacak diyafram nefesi kişinin öfkesi sonucu yaşadığı fiziksel gerginliği azaltacaktır. Nefes egzersizi sırasında kişinin mümkünse olay yerini değiştirmesi de kişinin fiziksel ve hatta ruhsal gerginliğini azaltacaktır. Kişi ayrıca bir uzman yardımıyla öğrenebileceği bedenindeki temel kas gruplarının rahatlamasını sağlayacak sistematik relaksasyon (gevşeme) tekniğini de kullanabilir.

2) Öfke yaratan olayın yorumlanması ve o olay hakkındaki düşüncenin kontrolü: Öfkenin sonucu ortay çıkan kızgınlık, isyan gibi duygular aslında kişinin yaşadığı öfke yaratan olay karşısında yaptığı yorumlar ve düşünce sistemiyle ilişkilidir. Herkes aynı olay karşısında aynı düşüncelere sahip olmadığından aynı tepkileri vermez ve aynı duygulanımları yaşamaz. Kişinin bu tip durumlarda ortaya çıkarttığı düşünce kalıplarını fark etmesi, bunların çarpıtılmış olup olmadığını değerlendirip, çarpıtılmış olanlarının yerine gerçekçi olanları koyması kişinin öfkesiyle başa çıkmasında çok önemli bir adımdır. Ancak düşünce kalıplarının fark edilip, değiştirilmesi sanıldığından zor olabileceğinden bunun bir uzman yardımıyla yapılması tavsiye edilir.

3) Öfke yaratan durum karşısında kişinin vereceği tepkinin kontrolü ve çevreyle olan iletişimi: Kişi öfkenin yarattığı fiziksel belirtileri kontrol altına aldığı, öfkeyi yaratan düşünce sistemini fark ettiği halde yine de kendini haz etmediği bir durumda bulabilir. Böyle bir olayda kişinin bunu çevresine aktarım şekli de öfke kontrolünün önemli bir parçasıdır. Kişinin kendini ifade etmesi sırasında (sözlü veya sözsüz) saldırganlık yerine atılganlığı (girişkenlik) seçmesi, bunun için de önce durup mümkün olduğunca yargısız olarak dinlemeye çalışması önerilebilir.

     Zaten eğer kişi kendi düşünce kalıplarını yeterince iyi irdelemişse yargılama ve taraflı bakma özelliğini mümkün olduğunca kontrol altına almış olacaktır. Bu hal ise yıkıcı ikili ilişkilerdense yapıcı olanlara dönüşecektir. Kişi bunlara ek olarak hayatındaki günlük stresi de kontrol altına almayı sağlayan çeşitli uğraşlara yönelerek öfkesini azaltabilir. Bunun için spor yapabilir. Hobilerini devreye sokabilir. Olayla ilgili mizahi bir yön bulup, dalga geçerek olayın ehemmiyetini azaltabilir.

www.internethatti. com

Sasirdim
İç hastalıkları uzmanı Kenan Tekin, geçmeyen ya da sürekli tekrarlayan karındaki şişkinlik şikâyetlerinin önemsenmesi gerektiğini söyledi. 

Bu şişkinliklerin basit bir gaz ya da hazımsızlıktan meydana gelebileceği gibi, kanser gibi değişik birçok hastalığın habercisi de olabileceğini ifade eden Tekin, yakınmaların süreklilik arz ettiği takdirde mutlaka bir hekime başvurulması gerektiğini kaydetti.

Tekin, bağırsak düğümlenmesi, iltihaplanma, yapışkanlık ve kalın bağırsaktaki bazı kanser türlerinin şişkinlik belirtisi verdiğini dile getirerek, "Şişkinlik zaten gözle görülebilir. Karın bölgesi iyice sertleşir. Önceden giyildiğinde rahatsız etmeyen pantolonlar dar gibi gelir ve rahatsız etmeye başlar. Kişi bazen 'karnımın içinde sanki bir balon şişirmişler' ifadesini kullanır. Bu durumda özellikle şişkinlik sık aralıklarla tekrarlıyor, ya da uzun süre devam ediyorsa mutlaka uzman bir hekime muayene olmada büyük fayda var." dedi.

50 YAŞ VE ÜSTÜ DAHA DİKKATLİ OLMALI

50 yaşın üzerindeki kişilere bu konuda daha dikkatli olmalarını öneren Tekin, şu uyarılarda bulundu: "Karın bölgesindeki şişkinlik 50 yaşın üzerindeki kişilerde ise, kalın bağırsak kanseri olasılığı değerlendirilmelidir. Özellikle ailesinde bağırsak kanseri olan kişiler bu şikâyetleri ciddiyetle değerlendirmelidir. Açıklanamayan kilo kaybı, ishal ve genitasında kan olan kişiler zaman geçirmeden uzman bir hekime başvurup kanser olasılığı araştırılmalıdır."

 (CİHAN)