Din-İslam-Prof. Dr. M. Es'ad Cosan
10/11/2008Bismillâhir rahmânir rahîm.
Elhamdü lillâhi rabbil àlemîn... Kemâ yenbagî licelâli vechihî ve liazîmi sultânih... Ves salâtü ves selâmü alâ hayra halkihî seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruusinâ ve üsvetünel haseneti muhammedinil mustafâ...
Çok muhterem misafirlerimiz, degerli, muhterem kardeslerim!.. Allah-u Teâlâ Hazretlerinin selâmi, ihsâni, ikrâmi dünyada, ahirette üzerinize olsun...
Onun seçkin kulu Muhammed-i Mustafâsi, Habîb-i Edîbine sonsuz salât ü selâmlarimizi, tahiyyat ve ihtiramlarimizi arz ederim.
Çok büyük, çok önemli, çok hayâtî, çok tatli bir konu üzerinde konusmak istiyorum: Genel olarak inanç ve inançlarin en üstünü olan Islâm; Islâm'in özellikleri, bize emrettikleri, bizim müslüman olarak yapmamiz gereken konular üzerinde...
En önemli konu din konusudur. Çünkü, öteki konularin hepsi sadece dünya ile ilgilidir. Hattâ dünyanin bir bölümüyle ilgilidir. Meselâ tabiatla ilgilidir, meselâ sihhatle ilgilidir. Ama din, hem dünya hem ahiretle ilgilidir.
Dünya küçücüktür ama, fezâ sonsuzdur, uçsuz bucaksizdir. Aralarinda sonsuz büyüklük farki vardir. Dünya ile ahiret de öyledir. O bakimdan insanin ahiretini düsünen, bahis konusu eden bir mesele elbette, en büyük meseledir. Çünkü sonsuz büyük bir istikbâli ilgilendiriyor.
Bu konu insanligin müsterek konusudur. Her toplumda bir inanç sisteminin tesekkül etmis oldugunu dinler tarihinden biliyoruz. Çesitli sekillerde tasnif edilebilen dinler mevcut... Önce ilâhî dinler ve ilâhî olmayan dinler diye hakli ve büyük bir ayirim yapabiliriz. Bu inançlar incelendigi zaman, insanlarin çok çesitli seylere kalblerini bagladiklarini, inandiklarini ve bize göre, Yirminci Yüzyil'in insanina göre garib gelecek inanislarin içinde olduklarini görebiliriz.
Her toplumda bir inanç sistemi var
Meselâ, öküze tapmislar. Bize komik geliyor, gülüyoruz. Misirlilar tapmis, Hintliler hâlen tapiyor.
Günese tapmislar. Eski Iranlilar tapmis, hâlen Japonlar tapiyor. Su teknolojide bu kadar ileri gitmis olan Japonlar... Imparatorlari Günes'in ogluymus. Gülmeli mi, aglamali mi, acimali mi, teessüf mü etmeli insanlik namina, ilim namina, teknoloji namina, Yirminci Yüzyil namina insan hayret ediyor.
Televizyonda seyretmistim; kobra yilanlarina tapinanlar var. Tapinaklari var, kapisinin iki tarafinda ensesini sisirmis kobra yilanlari... Tarlalardan kobra yilanlarini topluyorlar, tapiniyorlar. Halbuki yilda bilmem kaç bin tane insan onlarin sokmasiyla ölüyor.
Hititlilerde ve Hindistan'da tenâsül aletine bile tapmislar.
Bunlarin ötesinde kahramanlarini putlastiranlar, elleriyle yaptiklari agaçlara, taslara, daglara tapanlar, çesitli yildizlara tapanlar var...
Demek ki, her toplulukta bir inanç sistemi var ama, mühim olan inancinin vasfi, kalitesi... Var bir inanci, iyi, güzel, inaniyorlar diyemiyoruz; inancin kalitesi önemli oluyor. Her seyde böyle...
Meselâ, Yirminci Yüzyil'in insani akli sever, tebcil eder, begenir, alkislar. Akil hürmet gören bir varlik... Fakat, dünya üzerinde ne kadar insan varsa her birinin akli var ama, her birinin hareketi güzel hareket degil...
Büyüklerimiz onun için, aklin makbul olanini akl-i selim diye isimlendirmisler. Her akli makbul saymiyoruz, makbul de degil... Hani Nasreddin Hoca'nin fikrasiyla söylemek gerekirse: ''Soganla yogurt yemeyi ben buldum ama, ben de begenmedim.'' demis. Yâni, insan bir seyler bulabilir, bir seyler yapabilir ama, güzel mi, degil mi?..
Sonra zevk var... ''Zevkler ve renkler tartisilmaz.'' diyoruz ama, yine bir de zevk-i selim var... Olgun bir sanatkârin zevki ile, ilkokuldaki bir çocugun veya henüz çirak durumundaki bir insanin zevki muhakkak farkli...
His var, hiss-i selim var... Demek ki, inanç var, inancin da tabiî kalitesi güzel olani, selim olani önemli...
Iste biz elhamdü lillâh, dinler tarihini ve muhtelif dinleri inceledigimiz zaman; hattâ hürmet ettigimiz, taklid ettigimiz, imrendigimiz, özendigimiz milletlerin dinlerini, meselâ Amerikalilari, Ingilizleri, Avrupalilari, Japonlari inceledigimiz zaman, onlarin dinlerinde o kadar mantikli olmadiklarini görüyoruz. Maalesef gülecegimiz gibi, bizim gibi bir terbiye almis milletin kabul etmeyecegi garip ve çocuksu, ayiplanacak, kinanacak inançlarin içinde olduklarini görüyoruz.
Türkler niçin müslümün olmus?
Ben askerlik yaparken, bir general beni makamina çagirmisti. Kendi birliginde çalisan bir astegmen olarak degil de, Ilâhiyat Fakültesi'nden doçentlik payesini almis bir kimse olarak, lâyik olmadigim iltifati gösterdi.
Oturttu karsisina, sordu bana:
''--Hocam çok merak ediyorum, bu Türkler bu Islâm dinine niçin girmisler?'' dedi.
Baktim pasa hazretleri müteessif... Niye müslüman oldugumuzu anlayamiyor ve teessüf ediyor buna... Öyle bir edâ ile söyledi. Yâni, demek istedi ki: ''Ne olurdu hristiyan olsaydik. Ne güzel, iste Bati'da görüyoruz; içki içiyorlar, kadin erkek münasebetlerinde daireleri, mesrebleri, havsalalari son derece genis...'' gibi böyle bir his içinde... ''Nerden de bulmuslar bu müslümanligi?.. Bula bula müslümanligi mi bulmuslar?..'' demek gibi söyledi.
Ben de dedim ki:
''--Bizim ecdadimiz müslümanligi sosyal ve cografî sartlar dolayisiyla tesadüfen karsilastiklari bir inanca girmek tarzinda benimsemediler. O zaman mevcut bütün inançlari taniyip, tadip tercih ederek girdiler.''
Bir kere Tibet'i biliyorlardi, Dalay Lama'lari ve sâireyi biliyorlardi. Brahmanizmi, Budizmi biliyorlardi. Çin'de hakimiyet sürmüslerdi, onlarin inançlarina vakif idiler.
Kendilerinin samanizmi, atalarindan kalma bir din olarak mâlûmlariydi. Hazar Denizi'nin, Karadeniz'in kuzeyinde hristiyanligi görmüslerdi. Kodekus Komanikus gibi çok eski devirlerden kalma metinler elimizde... Bir kisim kabileler hristiyan olmus; hattâ simdi Gagavuzlar, onlardan kalinti diye gazetelerde bahis konusu ediliyorlar.
Hazar Türkleri yahudilige girmisler. Yahudileri görmüsler, tanimislar, tâbî olmuslar. Bütün bunlarin hepsini denedikten sonra, devletler milletler yöneten mâkul bir yönetici kadro olarak Islâm'i begendiler, Islâm'i seçtiler.
Çünkü, hayata en iyi intibak eden din Islâm... Çünkü, devleti yönetmekte en olumlu hükümlere sahib olan din Islâm... Çünkü, toplumun içindeki insanlarin birbirleri ile münasebetlerini en iyi düzenleyen Islâm... Çünkü, toplumun yapisi olan aileleri ve ailelerin temel tasi olan fertleri bedenen sihhatli yapan Islâm... Rûhen güçlü ve kuvvetli yapan Islâm...
Tabii, asker oldugu için bir de ona, ''Askerlik bakimindan da Islâm'dan daha güzel bir din bulamazsiniz!'' dedim. ''Askerlik meslegini bir mübarek, mukaddes meslek haline getiren Islâm... Nöbeti bir ibadet haline getiren Islâm... Allah yolunda, baskalarinin sinirlarin arkasinda huzur içinde yasamasi için, canindan geçmeyi bir ideal olarak insanlara asilayan Islâmdir Pasam!'' dedim.
Bunlari hangi dinde bulacaksiniz?.. Bulamazdiniz ki, bulamazsiniz ki...
Ben sözü o tarafa getirince, bizim alay komutani da Roma'da atesemiliterlik yapmis.
''--Tamam pasam, ben de Roma'da bulundum. Onlarda hiç akla mantiga uygun bir taraf da yoktur.'' dedi.
Pasa hazretleri çok takdir etmis anlasilan, ben emekli olduktan sonra hâlâ bana bayramlarda tebrik gönderirdi. Verdigim cevaptan memnun olmus yâni... Isin gerçegi de budur.
Bizin ecdâdimiz, büyüklerimiz bu dini sosyal bir takim hadiselerin sürüklemesi sonucunda, rüzgârin önündeki yaprak misali; ''Eh ne yapalim, bizim de kismetimiz buymus. Iste bu inanç da bizim olsun!'' diye seçmediler.
Her zaman yoklama ve irdeleme, kontrol ve tenkid süzgeçleri, mantik ve muhakemeleri çalisti; Islâm'a daha çok asik olarak daha sIkI baglandilar.
Meselâ, Hindistan'a gittiler. Hindistan'da dörtyüz kadar mezheb var; onlarin hepsini gördüler, onlari yönettiler. Onlarin hepsini bir noktaya getirmek için çalistilar.
Iran'a hakim oldular, Irandaki siilerle sünnîlerin arasindaki ihtilâfi halletmek için hakem rolünde oldular. Taraflari karsilarina getirdiler, münazara yaptirdilar. Hangisi hakliysa tabî olunsun diye, devamli bir ilmî arastirma, tenkid ve basîret üzere bu dine sarildilar ve severek baglandilar.
Zaten severek baglanilmayan bir dine insanoglu asirlarca böyle, bu kadar fedâkârca hizmet etmez. Bu kadar baski, bu kadar düsmana ragmen bu kadar fedâkârca baglanmaz.
Bizim dinimiz ebedî saadeti saglamak için gerekli kaideleri veriyor. O bakimdan dindar olmak menfaatimize... Ferdî sihhatimizi, bedenî temizligimizi, her gün yikanmamizi, haftada bir yikanmamizi, tirnaklarimizi kesmemizi, dislerimizi firçalamamizi, basit detaya kadar inerek temizligimizi, sihhatimizi korumayi saglayan; aile yuvasina büyük kutsallik veren, anneye büyük deger veren, babaya büyük pâye veren ve ona itaat etmeyi çok sevapli olarak gösteren Islâm....
O halde aile saadeti için, fert saadeti için, toplumun intizami ve saadeti için hep faydali... Ama bütün bunlara ragmen biz dine, materyalist bir gözle menfaat açisindan bakarak baglanamayiz. Biz ahiret bezirgâni, tüccari degiliz. Allah'in emri oldugu için, Allah'in emri hak oldugu için ona bagliyiz.
Biz Allah'in varligini birligini, muhakememizle, vicdanimizla buldugumuz için dindariz. Allah'in emirlerine Allah'in emri oldugu için bagliyiz. Ama onun arkasindan sayisiz faydalar hasil oluyor. Fayda da olsa, zarar da olsa, (Fil mekrahi vel mensati) hosumuza giden durumda da, hosumuza gitmeyen halde de Allah'a itaat edecek bir ruh seviyesine yükselmis bir milletiz.
Mal feda etmek gerektigi zaman da biz bundan vaz geçmiyoruz, can fedâ etmek gerektigi zaman da vazgeçmemisiz, tarih boyunca isbat etmisiz.
Simdi hudutlarin yumusamasi, haberlesmenin genislemesi, haberlesme cihazlarinin büyümesi dolayisiyla, dünyanin çok çesitli kültürleri ile de karsi karsiyayiz. Yine her gün bir muhakeme ve mukayese içindeyiz. Hristiyanlar söyle biz böyleyiz, Avrupali böyle, biz söyleyiz, Amerikali söyle yapiyor, biz böyle yapiyoruz diye...
Islâm'a karsi hücumlar var, Islâm'a yöneltilmis Islâm düsmanlarinin tenkidleri var; onlari dinliyoruz. Komünistlerin, dinsizlerin din hakkindaki, din adamlari hakkindaki görüsleri var; onlari dinliyoruz. Bütün bunlarin bize tesiri, örs ile çekiç arasinda demirin çeliklesmesi gibi, imanimizin kuvvetlendirme sonucu veriyor.
Okudukça mü'min oluyoruz. Okudukça, aklimizi kullandikça dindar oluyoruz. Nitekim batili bir mütefekkir demis ki:
''--Batili okudukça dininden uzaklasir ister istemez. Çünkü, tenkid edecek seyler görür.''
Ama biz müslümanlar, okudukça elhamdü lillâh Islâm'a daha candan baglaniyoruz. Profesörler, ilim adamlari, fizikçiler, atom alimleri...
Bu bizim gençligimizde, bizden önceki agabeylerin, ilim sahasinda büyük basarilar elde etmis, ünvanlar almis kimselerin dindar olmasi bizim ruhumuzu takviye ediyordu. ''Mâdem bunlar Yirminci Yüzyil'in ilmini biliyorlar ve yine müslümanlar; mâdem Amerika'da okumuslar, Ingiltere'de okumuslar, doktora yapmislar, oralarda profesör olmuslar, yine dindarlar...'' diye seviniyorduk. Bugün de herhalde gençler için ayni gücü verir. Elhamdü lillâh...
Islâm Hz. Adem'le baslar
Bizim Islâm dinimiz, Peygamber SAS Efendimiz'le ortaya çikmis bir din degil... Bizim dinimiz Islâm dini, Hazret-i Adem Atamiz'la baslayan bir din...
(Ennebiyyünellezîne eslemû) ''O peygamberler ki, onlar Islâm olmuslardi.'' ayet-i kerimesiyle, geçmis peygamberlerin de Islâm üzere oldugunu; Hazret-i Ibrâhim AS'in, Nuh AS'in, Mûsâ AS'in hepsinin ayni yolda oldugunu Kur'an-i Kerim'in ayetleri bildiriyor.
Demek ki, hakîkat, Hazret-i Adem'den beri ayni, Peygamber SAS Hazretlerine kadar ayni... Sadece Allah'a inanma, sadece ona teslim olma ve tevekkül etme...
Zâten Islâm, kendisini teslim etme, Allah'in iradesine teslim olma, râm olma; o ne derse buyrugunu tutmaga razi olma, boyun verme mânâsina geliyor. Ona ibadet ve itaat, ondan gayriye tapinmaktan siddetle kaçinmak... Bütün daha önceki peygamberlerin de icraati bu...
Nuh AS diyor ki:
(Rabbi innî deavtü kavmî leylen ve nehârâ) ''Yâ Rabbi, ben kavmimi gece gündüz hak yola davet ettim; su su putlara tapmayin diye söyledim. Ama, (Felem yezidhüm düâî illâ firârâ) ne söylediysem benim söylemem onlarin benden firarini arttirdi. Firar ettiler, yanimda durmadilar.''
(Ve ennî küllemâ deavtühüm litagfiralehüm cealû esâbiahüm fî âzânihim) ''Ben onlara hakki söylemek istedigim zaman, kulaklarini tikadilar.'' diye böyle onlarin menfi tavirlarini anlatiyor.
Hazret-i Ibrâhim AS:
''--Niye böyle ellerinizle yaptiginiz putlara tapiyorsunuz. Ben bunlarin hakkindan gelecegim, haberiniz olsun! Bunlarin hiç tapilacak tarafi yoktur. Ben bunlara bir suikast düzenleyecegim!'' dedigini ve hakîkaten putlari kirdigini biliyoruz.
Hazret-i Mûsâ AS'in, Firavunun, ''Benden baska size bir rab tanimiyorum. Su Misir mülkü, su Nil hehri benim degil mi? Ancak bana ibadet edeceksiniz, ben sizin rabbinizim!'' demesine karsi çiktigini ve onunla büyük mücadele verdigini biliyoruz. Allah'in varligina, birligine davet ettigini biliyoruz.
Kavminden buzagiya tapanlari siddetle cezalandirdigini; kendisi Tur Dagi'na çiktigi zaman, bazi kimselerin Misir'daki aliskanliklariyla bir altin buzagi heykeli yapmasi durumunu görünce, hirsindan kardesi Hârun AS'in basina ve sakalina yapistigini biliyoruz.
(Yebne ümme lâ te'huz bilihyetî ve lâ bire'sî) ''Benim basimi, saçimi sakalimi çekistirip durma ey anamin oglu! Ben söyledim, dinlemediler.'' diye mazeret beyan ediyor. Yâni, ayni Allah'in varligini, birligini onun söyledigini biliyoruz.
Hazret-i Isâ AS'in:
''--Yâ Rabbi, ben baska bir sey yapmis olsam sana ma'lûndur. Sen bana ne emretmissen, ben onlara onu söyledim. (Ü'budullàhe rabbî ve rabbeküm) 'Benim ve sizin rabbiniz olan Allah'a ibadet edin!' dedim. 'Beni ve anami tanri edinin!' demedim yâ Rabbî!'' buyurdugunu biliyoruz.
Demek ki Islâm, ilk insandan itibaren günümüze kadar gelen hak inanç... Kur'an-i Kerim bütün eski kitaplarin özü...
(Fîhâ kütübün kayyimeh) ''Içinde eski kitaplarin muhtevâsinin bulundugu kitap...''
(Inne hâzâ lefis suhufil ûlâ. Suhufi ibrâhime ve mûsâ.) ''Su anlatilan hakîkatler eski kitaplarda, mushaflarda, sahifelerde, suhufta vardir. Ibrâhim'in ve Mûsâ'nin suhufunda da vardir.'' Bazilari hakkinda bazi sûrelerde bilgi veriliyor.
O halde Islâm dini insanligin dinidir, bugün de öyledir. Bütün insanligi birlestirecek dindir. Çünkü bütün peygamberleri taniyor. Bütün eygamberler Islâm ile, hak peygamber olma tasdikini, vesikasini elde etmislerdir. Islâm onlarin hak peygamber oldugunu tasdik etmeseydi, herkes tereddüt ederlerdi onlarin isimleri üzerinde...
Onun için, hâtemen nebiyyîn Peygamber Efendimiz hem peygamberlerin sonuncusu, hem de mührü basip da o peygamberlerin tasdikçisidir. Selâhiyetli kisi vesikanin altina mührü basar, evet bu böyledir der. Hazret-i Isâ, evet Allah'in peygamberidir; Hazret-i Ibrâhim, Allah'in peygamberidir. O tasdiki yapan bizim dinimizdir.
Hristiyanlar bunu bilmezler. Hristiyanlar kendi peygamber tanidiklari sahislarin müslümanlar tarafindan peygamber tanindigini bilmezler. Halk olarak kendilerine intikal ettirilmemistir, bilmezler.
Islâm dini, insanligin dinidir.
O halde o peygamberleri tebcîl eden, birlestiren Islâm'dir. Bütün semâvî dinlerin hakîkatlerini, ilâhî kitap Kur'an-i Kerim içinde toplamistir. Insanliga lâzim olan bütün malzeme Kur'an-i Kerim'dedir.
Islâm'in ögrettigi hususlar bozulmadan bize kadar gelmistir. Bir bilim adaminin olanca titizligi ile Peygamber Efendimiz'in hayatinin gecesi gündüzü, özel hayati, ailevî hayati, siyâsî hayati, ictimâî hayati, seferleri, sözleri, konusmalari tesbit edilmistir. Yine bir Batili alim diyor ki:
''--Dünyada hiç bir insanin hayati bu kadar detayli olarak tesbit edilmis degildir.''
Hazret-i Peygamber Efendimiz kadar hayatinin bütün detayi bu kadar tesbit edilmis bir kimse yoktur. O halde bir peygamber bütün haberleriyle karsimizda nümûne olarak duruyor.
Kur'an-i Kerim'in indigi zamandan günümüze kadar bir harfi degismemistir. Halen elimizde, müzelerde Kur'an-i kerim'in eski nüshalari var... Topkapi Sarayi Müzesi'nde Hazret-i Ali Efendimiz'in imzasini tasiyan nüsha vardir.
Edebiyat Fakültesinde bizim hocamiz, beynelmilel madalyalar almis Prof. Ahmed Bey vardi. Derdi ki:
''--Arkasinda (Aliyyübnü ebû tâlib) diyor.''
Halbuki muzàfun ileyh olarak, ibn kelimesinden sonra normal olarak (Aliyyibni ebî tâlib) demesi lâzim imzada... Klasik gramer kaidesi böyle... Sanki gramer kaidesine aykiri gibi ibn'den sonra (Ebû tâlib) diye yaziliyor. Muzàfun ileyh olarak mecrur sîga kullanilmiyor. Bizim profesör:
''--Iste bu, bu nüshanin gerçek nüsha oldugunu gösterir. Çünkü, o zamanin gramer kaidesi öyleydi. O arkaik gramer kaidesini muhafaza ettigine göre taklit degildir. Demek ki esastir.'' diyordu.
Simdi bunlarin sayfalarini inceleyerek, mürekkebini inceleyerek de zamanini bulmak mümkün. Ama bir delil de bu...
Kur'an-i Kerim elimizde aynen mevcut... Peygamber Efendimiz'in hayati gün gibi ortada ve bütün peygamberleri taniyoruz.
Bir hristiyan meselâ, Allah'in bir peygamberini reddetmek durumunda... Ama Islâm'da bir red durumu yok... Elhamdü lillâh Allah'in bütün peygamberlerini kabul ediyoruz. Hepsinin adi anildigi zaman ''Aleyhis selâm'' diye söylemek terbiyemiz olmus. Ne demek?.. ''Ona selâm olsun!'' demek...
Hattâ o kadar seviyoruz ki, isim koyuyoruz. Aramizda Mûsâ isminde insanlar vardir, Isâ adinda insanlar vardir, Ya'kub, Yusuf, Eyyub, Suayb... Tevrat'ta, Incil'de ismi geçen bütün peygamberleri o kadar seviyoruz ki, çocuklarimiza isim olarak koyuyoruz.
Eski kitaplar peygamberimizi bildirir.
Ayrica eski kitaplarda Peygamber Efendimiz'le ilgili haberler mevcuttur. Eski kitaplari da gönderen Allah-u Teâlâ Hazretleri oldugu için, ''Ilerde su vasiflara sahip bir peygamber gelecek!'' diye, eski kitaplarin içinde birtakim pasajlar vardir. O pasajlarda, o cümlelerde, o paragraflarda Peygamber Efendimiz bildirilir.
Kur'an-i kerim'de bu hususta Saf sûresinde ve Fetih Sûresi'nde ve daha baska sûrelerde bilgi var... Fakat Kur'an-i Kerim'den ayri, Tevrat'ta ve Incil'de bilgiler var... Papazlar, eski kitaplarin o ayetlerini kendileri gösteriyorlar.
Biz de Edebiyat Fakültesi'nde talebe iken, Pakistanli Profesör Muhammed Hamidullah Bey, o ayetleri, o cümleleri getirip bize okutmustu.
Sonra Zeki Velidi Bey'in bir makalesi vardir: Kumran denilen Lût Gölü kenarinda bir magarada eski metinler bulundu. Hristiyanliga ait, yahudilige ait çok eski kitaplar, yakilmasin, Romalilar tahrib etmesin diye saklanmis o magaraya... Bu metinler bulundu. Bu metinlerin bir kismini Amerika aldi, bir kismi Ürdün müzelerinde, bir kismi Vatikan'da... Muhtelif yerlere alindi, incelendi.
Buralarda Tevrat'ta ve Incil'deki degismeleri isaret eden, Kur'an-i Kerim'in hakli oldugunu gösteren malzeme var... Bulunan vesikalar Kur'an-i Kerim'in tasdikçisi durumunda...
Bazi büyük papazlar, bazi büyük hristiyan ve yahudi alimleri müslüman olmuslardir. Kendi kitaplarindaki müjdelerden dolayi, Peygamber Efendimiz gelmeden önce su evsafta bir peygamber gelecek diye beklemislerdir; Peygamber Efendimiz geldigi zaman, ona tabî olmuslardir.
Peygamber efendimiz'in zamanindan misal, Selmânül Fârisî Hazretleri'dir. Selmânül Fârisî Hazretleri, Iran'li asil bir aileden dünyaya geldikten sonra, papazlarin yaninda çesitli ülkelerde gezdikten sonra, ahir zaman peygamberi Hicaz'da zuhur edecek diye, onun gelmesini yakalamak, ona tâbî olmak, onu tanimak için Hicaz'a gelmistir.
Yine Medine-i Münevvere'deki yahudi alimlerden Abdullah ibn-i Selâm, Tevrat'taki bilgilerden dolayi Peygamber Efendimiz'in hak peygamber oldugunu anlayarak müslüman olmustur.
Bu misaller eski kitaplarda Peygamber Efendimiz'le ilgili malzemenin olmasina en büyük delildir. Çünkü, o eski kitaplari da biz uydurmus olamazdik ya... Eski kitaplar bizden önce mevcut...
Hattâ Islâm My Choice diye bir kitap nesretmis Begüm Ayse Beveni Vakfi, Pakistan'da... Orada bazi eski Hint dinlerinin kitaplarindan sayfa fotograflari veriyor; orada Peygamber Efendimiz'in gelecegine dair cümleler var...
Eski Hint kitaplarinda, eski Iran dinî metinlerinde; Yâni Hazret-i Peygamber'in yasadigi çaglardan önce yeryüzünde bulunan dinlerin kitaplarinda onunla ilgili metinler, fotokopileri ve tercümeleri var...
Demek ki Tevrat'ta, Incil'de, eski Iran metinlerinde Peygamber Efendimiz'in gelecegine dair müjdeler var...
Kur'an-i Kerim'de de bunlara isaret ediliyor. Meselâ:
(Ve iz kàle isebni meryeme yâ benî isrâile innî rasûlüllahi ileyküm musaddikan limâ beyne yedeyye minet tevrâti ve mübessiren birasûlin ye'tî min ba'dismühû ahmed) ''Ilerde Ahmed adinda bir peygamber gelecek!'' diye Incil'de bir ayetin oldugunu, Hazret-i Isa'nin böyle buyurdugunu Saf Sûresi beyan ediyor.
Hakîkaten Incil'de böyle bir ayet vardir. Hamidullah Bey bize Incil'den getirip göstermisti. Bu ayet sebebiyle, ''O sahis Peygamber Efendimiz'dir.'' diye nice papazlar müslüman olmuslardir.
Paraklit diye tercümesi yapilmis. Tabii, Incilin indigi asil metin elimizde degil, tercümeleri elimizde... Tercümelerde o asil kelimenin mukabili olan tercüme kelimeler var... Ama o kelimelerin de yine Peygamber Efendimiz'i gösterdigi papazlar tarafindan ifade edilmis ve onlarin müslüman olmasini saglamistir.
Meshur bir misal, Ispanya'nin Mayorka adasinda yetismis Anselmo Turmedo isimli papazdir. Bu papaz Ispanya'da, Fransa'da ve Italya'da yüksek ihtisaslarini tamamladiktan sonra, Fransa'da bir manastirda çok yüksek bir alimin hizmetinde çalisirken; Incil'deki bu ayet-i kerimenin Peygamber Efendimiz'i anlatan ayet-i kerime oldugunu ögrenince, Tunus'a gelip müslüman oluyor. Abdullah et-Tercüman adini aliyor. Incil'deki Islâmiyeti ve Peygamber Efendimiz'i müjdeleyen ayetleri konu edinen bir kitap yaziyor. Bu Türkçeye de tercüme edilmistir.
Matbaaci I. Müteferrika
Sonra ben profesörlük çalismasi olarak, su bizim meshur matbaaci, Türkiye'ye matbaayi getiren Ibrâhim-i Müteferrika'nin Risâle-i Islâmiye diye bir eseri oldugunu görmüstüm. Deniliyordu ki:
''--Risâle-i Islâmiye, müslümanligi anlatan bir kitaptir.''
Böyle geçistiriliyordu. Ben de dinî edebiyat kürsüsü baskani oldugum için, ''Bakalim bu Risâle-i Islâmiye nedir?'' diye inceledim. Sonunda onu bir kitap halinde de nesrettim.
Ibrâhim-i Müteferrika Romanya'da, Kolojvar sehrinde yasamis bir papaz... Çok güzel bir tahsil görmüs, Yunancayi, Latinceyi ögrenmis. ''Eski metinleri ve kilisenin kitapligindaki üstâd-i bîmürüvvetlerin okunmasini yasak ettigi kitaplari okudum.'' diyor.
Üstad ama, müslüman olmadigi için, hakîkati sakladigi için üstâd-i bîmürüvvet diyor, yâni, ''Mürüvvetsiz üstadlarin okumayayim diye sakladigi kitaplari okudum.'' diyor ve orada hristiyan literatürünün, Peygamber Efendimiz'i müjdeleyen malzemesine âsinâ oldugunu ve onun için müslüman oldugunu söylüyor.
Bu Risâle-i Islâmiye isimli kitap, Islâm'i anlatan bir kitap degil; saklaniyor bu mesele... Halk bilmesin diye bazi gerçekleri sakliyorlar arastiricilar... Kim yapmis bu sahsin üzerinde arastirmayi?.. Bir katolik papaz yapmis. Ibrhahim-i Müteferrika üzerinde en bilimsel arastirma katolik bir papaz falancanin yaptigi çalismadir deniliyor. E, katolik papaz, müslüman olan bir papazin müslümanliga yarayan malzemesini bize tanitmak ister mi?.. Istemez, tanitmiyor.
''Islâm'i anlatan bir eser...'' diyor. Hayir, Islâm'i anlatan bir eser degil; Bir papaz olan Ibrâhim-i Müteferrika'nin müslüman olmasina sebep olan Incil ayetlerini bahis konusu eden bir kitap... O konuya kimse yanasmasin, o konuyu kimse bilmesin diye papaz sakliyor gerçegi...
Ibrâhim-i Müteferrika kendi hayatini anlatiyor. Hangi ayetleri görüp de müslüman oldugunu anlatiyor. Ayetlerin Latincesini de veriyor.
Müteferrika, sarayda teknik ve sanata dayali yüksek bir hizmet demek... Ömrü boyunca da hakîkaten çok faydali hizmetler yapmistir, sayân-i sükrân hizmetler yapmistir. Nur içinde yatsin, mekâni cennet olsun... Samîmî müslüman oldugu ve hakîkaten Islâm'a hizmet ettigi kanaatine vardim ben incelemelerimden...
Ama eseri, bir papazin Incil metinlerini okuyup da hangi ayetlerden dolayi müslüman oldugunu anlatan bir eserdir. O da faydali olur diye ben de onu nesrettim; baska papazlar da görsün diye...
Islâm'in üstünlükleri
Asrimizin ilmine sahib kardeslerimiz, --bendeniz profesörüm, dinleyiciler arasinda profesör dostlarimiz, kardeslerimiz var-- seve seve müslümaniz. Inanmis olarak, incelemis olarak, çesitli tenkidleri bilen, onlara zaman zaman cevap veren insanlar olarak, seve seve, can ü gönülden müslümaniz. Her tenkid bizi Islâm'a daha çok, sImsIkI sarilttiriyor. Islâm böyle bir din...
Islâm'in câzib üstünlükleri nelerdir, onlari kisaca özetlemek istiyorum:
Islâm'da en önemli husus itikaddir. Kusurlar, günahlar; onlar affolabilir. Affolabilir, af diye bir müessesesi var Allah'in... Magfireti var, affi var, rahmeti var; affolabiliyor. Mühim olan itikaddir, mühim olan bilimsel temeldir, gerçegin dogru kavranmasidir. O gerçek dogru olarak kavranildigi zaman, Allah öteki kusurlari bagislayabiliyor.
(Innallàhe lâ yagfiru en yüsreke bihî ve yagfiru mâ dûne zâlike limen yesâ') Allah sadece bu gerçegi kavrayamayanlari affetmez. Bu ilmî gerçegi kavrayamayanlari affetmez, ötekileri affedebilir, dilediginin suçunu bagislayabilir. Mühim olan inançtir. O halde bizim de ilkönce bu bilimsel gerçegi tam kavramamiz lâzim!..
Küfür affolmaz bir suçtur. Sirk, affolmaz bir suçtur. Küfür tamamen inkâr... Sirk de yanlis bilmek veya ortak kosmak... Tamâmen inkâr yok, bir inanç var, ama inanç yanlis; o da kiymetli degil, o da olmaz!..
Insanoglu Allah'i dogru tanimak zorundadir. Ya dogru olarak taniyacak, ya da tanimazsa affolmaz!.. Insanin en büyük vazifesi, yaradanini dogdu tanimasidir. Her gün kendisine rizki vereni, göndereni, sihhati vereni, akli vereni, her türlü nimeti, sonsuz nimetleri vereni mutlaka dogru bilecek!.. Ordaki hatayi Allah affetmiyor. Islâm'in ana mantigi budur. Hazret-i Adem Atamizdan, Peygamber efendimiz'e kadar peygamberlerin mücadelesi budur.
Insanoglu bu gerçegi kavrayacak; eliyle yaptigi tasa, havada gördügü Günes'e, Aya'a, yildiza tapmayacak. Çünkü onlar gibi kaç tane yildiz oldugunu ilim bugün söylüyor. Kaç tane günes oldugunu, kaç tane günes sistemi oldugunu biliyoruz. Yeryüzündeki yere yatirip, bogazini kestigimiz hayvanlara tapmayacak. Etini kebap yaptigimiz, biftek yaptigimiz hayvanlara tapmayacak. Dogruyu bulacak, saçmalamayacak.
Islâm'da insanlarin kafasinin yanlis olmasi... Bir de seytana tapmak diye bir söz vardir.
(Ve lâ ta'büdüs seytàn) [Seytana kulluk etme!]
Sonra nefse tapmak, nefsini put edinmek...
(Eferaayte menittehaze ilâhehû hevâhü) [Hevâ ve hevesini tanri edinen kimseyi gördün mü?]
''Insanlar bazen Allah'a tapinmazlar, itaat etmezler. Bazilari seytana itaat eder, seytanin emrinde ve buyrugundadir. Bazilari da nefsinin emrinde, buyrugundadir, ona tapiniyor.'' diye, bu hususa dikkat çekiliyor. Bunlara tapilmamasi, Allah'tan gayriye tapilmamasi, Allah'in varliginin, birliginin anlasilmasi ana temel aliniyor.
Hepsi güzel... Hepsi akla ve mantiga, ilme ve Yirminci Yüzyil'a uygun...
Amellerin dis sekli önemli degildir, özü önemlidir; niyet ve ihlâs esastir Islâm'da... Iki tane insan ayni isi yaparlar; birisinden kabul olur, öbüründen kabul olmaz. Çünkü birisinin niyeti baskadir, aklindan baska sey geçiyordur, niyeti kötüdür. Dis sekil itibariyle ayni isi yaparlar ama, birisini kabul eder Allah, ötekisini kabul etmez. Birisine mükâfat verir, ötekisine ceza verir.
O halde samimiyeti tesvik eden bir din... Dis boyamayi kabul etmeyen bir din... Iç temizligini, samîmiyeti emreden, tavsiye eden bir din...
Hattâ;
(Ed dînü ennasîhatü) diyor Efendimiz SAS... Bu da iyi bilinmeyen, mânâsi iyi anlasilmamis bir hadis-i seriftir. ''Din nasihattir.'' diye tercüme ediliyor; yanlis... (Ed dînü ennasîhatü) demek, ''Din samimiyettir.'' demek... Nasihat çünkü, samimiyet mânâsina geliyor. Din ögüt demek degil... Ögüt olmasa da, ses çikmasa dahi, din samimiyettir.
Geçen gün elime bir kitap geldi. ''Insanin sözünün iletisimdeki rolü %10'dur. %30'u jestler ve mimiklerdir, %10 sözdür, %60 hâlidir.'' diyor. Asil iletisim, asil haberlesme halle olur. Hal ile iletisimini tam saglamanin, mesajlasmayi saglamanin kitabini yazmis. Konusmadan da insan iletisim saglayabilir, mühim olan samimiyettir.
(Ed dînü ennasîhatü) demek, ''Din samimiyettir.'' demek... Zâten arkasindan cümlenin gelisi meseleyi anlatiyor:
(Kàlû: Limen yâ rasûlallah?) Dediler ki: ''Kime karsi yâ Rasûlallah?..''
(Lillâhi) ''Allah'a karsi samîmiyet...'' Eger ögüt mânâsina olsaydi, Allah'a karsi ögüt söker mi?.. Kul Allah'a ögüt verebilir mi?.. Mümkün degil... Demek ki, ögüt mânâsina degil!.. Allah'a karsi samîmiyet...
(Ve lirasûlihî) ''Rasûlüne karsi samîmimiyet...''
(Ve likitâbihî) ''Kur'anina karsi samîmiyet...'' kur'an'a karsi ögüt bahis konusu olmayacak.
(Ve lieimmetil müslimîn) ''Müslümanlarin yöneticilerine karsi samîmiyet...''
(Ve âmmetihim) ''Hepsine karsi samîmiyet...''
Ne kadar güzel!.. Din tamamen samimiyettir. Bizim bunu böyle duyurmamiz lâzim insanlara... Din kuru merasim degildir, dis sekil degildir; Özdür ve samîmiyettir. Tamâmen samîmimiyettir. Allah'a karsi samîmiyet, Rasûlüne karsi samîmiyet, Kur'an'a karsi samîmiyet, yöneticilere karsi samîmiyet, genel olarak müslümanlarin hepsine karsi samîmiyet... Böyle özetliyor Peygamber Efendimiz...
Islâm'in bes hedefi
Islâm'in emir ve yasaklari kaprisli emirler degildir: ''Ben böyle istiyorum, böyle yapacaksin!.. Ille de yapacaksin!'' filân gibi bir mantikla verilmis emirler degildir Islâm'in emirleri...
Ya nasildir?.. Islâm'in emirlerinde bes hedef güdülmüstür. Hepsi incelendigi zaman bes ana grupta toplanabilir:
1. Inanci korumak... Sirk olmasin, küfür olmasin vs. olmasin!
2. Ruhu korumak...
3. Akli korumak... Içki onun için yasaklanmistir. Içki akli aldigi için haram kilinmistir. Çünkü Islâm'in vazifesi akli korumaktir.
4. Mali korumaktir. Mala zarar veremezsin!.. Simdi moda çikti lokantalarda, ''Kir tabagi ver besbin lira para...'' Stresi atmak için tabak kirmak... Islâm'da bu yoktur, yapamazsin!..
--Neden?..
Islâmda mal de muhteremdir. Mala telef veren cezalandirilir. Gel bakalim buraya...
--Ben kendi tabagimi kirdim...
Kendi tabagini kirsan bile, ben sana yönetici olarak ceza veriyorum der Islâm... Neden?.. Mal da muhteremdir, malin korunmasi önemlidir. Mecelle'nin kaideleri arasina girmistir:
(Lâ darara ve lâ dirâr, fil islâm) ''Islâm'da mala zarar vermek yoktur.''
Ben filanca komsuya kizdim, onun harmanin yakamam! Islâmî bakimdan yoktur böyle bir sey; günahtir, cezasi büyüktür.
--Efendim, o benim harmanimi yakmisti, ben de ceza olarak onun harmanini yakacagim.
Onu da yapamazsin!.. (Lâ darara ve lâ dirâr) Zarar vermek de yoktur, zarara zararla mukabele hakki da dogmaz. Ancak kadiya basvurabilirsin, hakkini arayabilirsin. Mali telef edemezsin; çünkü Islâm mali da muhterem saymistir.
Hattâ bir çocuk bir hocaefendinin yaninda patlamis bir ampulü duvara çalmis. Ses çikiyor ya ampulü attigi zaman, patlama oluyor. Hoca o çocugu cezalandirmis. Demisler ki: ''Hocam, zaten bu ampul sönüktü, yanmisti.''
''--Hayir! Yapilmis bir seyi tahrib etmesi dogru degil... Belki onun dis tarafi çikacakti, belki bir iste kullanilacakti.'' demis.
Demek ki Islâm akli da korumayi esas aliyor, mali da korumayi esas aliyor, dini de korumayi, itikadi da korumayi esas aliyor.
5. Nesli de korumayi esas alir. Zinanin yasaklanmasi, nikâhin sart olmasi ondandir. Neslin korunmasi için sorumlu lâzim geldiginden nikâh sarttir. Çocuk düsürmek onun için dogru degildir, cinayettir. Rahimde tesekkül etmis olan çocuk, mirasta nazar-i itibara alinir, kiymeti vardir.
Demek ki, Islâmin emir ve yasaklari insanoglu için gerekli seylerin korunmasi içindir. Insanligin faydasi içindir. Onun için, Kur'an-i Kerim'de buyruluyor ki:
(Kul innallåhe lâ ye'muru bil fahsâ') ''Ey Rasûlüm, Allah insanlara kötü sey emretmez!'' Allah'in emirlerinin hepsinde bir iyilik vardir.''
--Peki savasi niye emretti?..
Çünkü, savas da gerekir.
--Peki niye bosanma var?..
Çünkü, bosanma evliligin emniyet subabidir. Hiç bosanma olmazsa, insanlar intihara gider, bunalima düser. Bosanma da bir sebeptir, insanoglunun mutlulugu için o da bir sarttir. Bazan tahammül edilmez noktalara gelinir, o zaman bosanma da bir nimet olur. Bazan ölüm bir nimet olur, bazan bosanma bir nimet oluyor.
O bakimdan Allah kötü sey emretmez. Emrettigi seylerin hepsi bir faydaya yöneliktir. O bakimdan Islâm güzeldir, faydalidir.
Sonra, Islâm havalarda olan bir din degildir... Bulutlarda olan, semalarda olan bir din degildir. Sadece ahiretle ilgilenen bir sistem degildir Islâm... Islâm hayatin bir yasanma tarzidir. Islâm namaz midir?.. Sadece namaz degil... Ramazan midir?.. Sadece ramazan degil... Hac midir?.. Sadece hac degil...
Islâm bir hayatin belli bir iman sistemine göre yasanma tarzidir. Sabahtan aksama, geceden gündüze, evden isyerine, besikten mezara kadar insanin her anini ilgilendiren bir sistemdir. Insanin içinde yasadigi bir ortamdir Islâm... Yakasina taktigi bir rozet degildir. Üzerine giyip çikardigi bir libas degildir.
O bakimdan bazi seyler ibadettir. Sasarsiniz, sasilacak seyler vardir, ibadettir. Meselâ, evlilik ibadettir. Kari kocanin evlilik münasebetleri sevaptir. Sükût ibadettir. Iyi bir niyet ibadettir. Sadece temenni ediyor, içinden iyi bir seye niyet ediyor.
Dünyayi da ahireti de, ferdi de cemiyeti de, maddeyi de mânâyi da beraber götürür Islâm...
Taksim'de karakola müracaat etmis, komsuyu sikayet etmis bir sahis: ''Efendim perdeyi açiyorlar, çirilçiplak soyunuyorlar. Bizim aile huzurumuza te'sir ediyor bu... Sikâyetçiyiz...'' demis.
Polis demis ki:
''--Ben ne yapayim? Evin içine karisamam!''
Islâm karisir. Islâm insanin evinin içine de karisir, kalbinin içine de karisir, kafasinin içine de karisir, niyetine de karisir. Karismazsa zâten, nizam tam olmaz, intizam tamâmen saglanamaz. Polis orda durdugu zaman, içerde o düzensizlik devam eder. Onun için Islâm'in bu durumu bir büyük üstünlüktür.
Meselâ, ticaret yapan insan sevap kazanir.
(Elkâsibü habîbullah) ''Ticaret yapan, kazanan insan Allah'in sevgili kuludur.'' diyor Peygamber Efendimiz... Hattâ bir baska hadis-i serifi var:
(Ettâcirüs sadûkul emînü mean nebiyyîne ves siddîkîne ves sühedâi yevmel kiyâmeh) ''Dogru dürüst, güvenilen bir tüccar kiyamet gününde peygamberlerle, sehidlerle beraber hasrolacaktir.'' diye müjdeleniyor.
Tüccardir, mal getiriyordur, para kazaniyordur; ama yine sevap kazanir. Dogrulugundan dolayi ve o beldede ihtiyaç olan bir metai oraya getirip ihtiyaci karsiladigindan dolayi... Ticaret de sevaptir.
Devlet yönetimi sevaptir. ''Allah indinde insanlarin en faziletlisi, dogru devlet baskanidir.'' buyruluyor. Adil olmak sartiyla, dogru olmak sartiyla en faziletli insan oluyor. Yâni, devlet yönetimi bir ibadet oluyor, valilik kaymakamlik bir ibadet oluyor.
Iki kimsenin gözüne cehennem atesi degmez:
1. Tenhalarda gözyasi döken bir kimsenin gözü cehennem atesi görmez, yâni cehenneme girmez.
2. Hudutlarda Islâm alemini düsmanlara karsi koruyan nöbetçinin gözüne cehennem atesi degmez.
Biz askere gittigimiz zaman bazilari nöbetten kaçiyorlardi. Biz, ''Senin nöbetini biz tutalim!'' diyorduk. Niye?.. Biz nöbetin sevap oldugunu biliyoruz da ondan...
Biz askerlige bir vakit önce gidelim de bir vakit daha fazla sevap alalim diye öglen yemegi yemeden gitmistik askere... Ögleni yiyelim de ondan sonra gidelim demedik, daha çok saat orda olalim diye gittik.
Neden?.. Iyi niyetle oldugu zaman askerlik de ibadet, devlet yönetimi de ibadet, ticaret de sevap, sükût da sevap, tefekkür de sevap, konusmak da sevap... Çünkü Islâm hayat, hayati yasayis tarzi... Insanin yasam tarzinin bütünü, hayati sürdürüs tarzi...
Islâm sadece bir kavme veya bir çaga mahsus degildir. Meselâ yahudilik bir kavme mahsustur, bir kavmin dinidir; Islâm öyle degildir. Bütün insanliga ve bütün çaglara hitab etmektedir.
Peygamber Efendimiz,
(Kâffeten linnâsi besîran ve nezîrâ) Bütün insanliga hitâben müjdeleyici ve ihtarci olarak, gerçekleri haber verici ve ihtar edici bir kimse olarak gönderilmistir. Bütün insanlara ve hattâ görünmeyen varliklara, inse ve cinne, cinlere ve insanlara peygamberdir, rasûlüssakaleyndir. Cinler de gelip iman ettiler diye Kur'an-i Kerim'de bildiriliyor.
Peygamber Efendimiz sadece Türkiye'nin peygamberi degildir; Ingiltere'nin de peygamberidir, Amerika'nin da peygamberidir, Japonya'nin da peygamberidir.
Neden?.. Onlar da devr-i Muhammedîde yasiyorlar. Inanirlarsa Peygamber Efendimiz'e inanacaklar, müslüman olacaklar; inanmazlarsa, Peygamber Efendimiz'e inanmadiklari için kâfir gidecekler.
Mûsâ AS'a inanmak yetmez, Isâ AS'a inanmak yetmez. Çünkü devir degismistir, devir devr-i Muhammedîdir. Hepsi onun ümmetidir. Ama, onun peygamber oldugunu kabul edip de emirlerini tutanlar davetine icabet etmislerdir. Ötekiler davetine muhatap insanlardir. Bilkuvve ümmetidir, bilfiil ümmeti degildir. Bütün insanligadir Islâm...